Kitle İletişim Dili - İsmail KIRBAŞ ile Web Sitesi Tasarımı
İsmail Kırbaş ile Tasarım Yolculuğu [AnaSayfa] İsmail Kırbaş ile Tasarım Yolculuğu [AnaSayfa] İsmail Kırbaş ile Tasarım Yolculuğu [AnaSayfa]
 Site Haritası 
 
Site Map
Ana SayfaYeriniz | Ana Sayfa | Makaleler | İletişim Üzerine | Kitle İletişim Dili

Diğer Yazılar
Kitle İletişim Araçları
Etkili İletişim Becerileri
Beyin Fırtınası -1
Beyin Fırtınası -2
Çocuklarla Etkili İletişim
İletişim Türleri
Kitle İletişim Araçlarina Eleştirel Bir Yaklaşım
İkna Etmenin Basit Kuralları
İkna Edici İletişim
İkna Sanatı
İletişim ve Beden Dili
Beden Dilinin İletişime Etkisi
Dünden Bugüne İletişim Araçları
İnternet Perspektifinde Sosyalleşme
İletişim ve Maskeler
Gençler ve Şiddet
Kitle İletişim Araçlarının Birey Üzerindeki Etkileri
Kitle İletişim Araçlarının Etkileri


E-posta Gönderin Yorum Yazın
Güvenlik Kodu:8114Güvenlik Kodu:8114Güvenlik Kodu:8114Güvenlik Kodu:8114




En Son Okunan 10 Makale
  1. Illustrator Araç Kutusu -2
  2. Danışmanlık ve Yönetim
  3. PHP ye Giriş 2
  4. Ajax
  5. E-iş Terminoloji Sözlüğü
  6. Tasarım & Grafik Tasarım
  7. Başarısız Yönetici
  8. Koç kimdir, katma değeri nedir?
  9. CE İşareti ve ISO Belgesi
  10. Yapı Taşları
 
Kitle İletişim Dili>
Yazı Tipi KüçültYazı Tipi BüyütAna SayfaYazıcıdan ÇıkarPDF Belgesi Olarak GörüntüleFavorilerime EkleArkadaşıma Tavsiye EdeceğimRTF (Word Dokümanı) olarak görüntüle

“Birtakım bilgilerin/sembollerin, birtakım hedefler tarafından üretilmesi, geniş insan topluluklarına iletilmesi ve bu insanlar tarafından yorumlanması sürecine kitle-iletişim adı verilir. Kitle iletişimde kaynak ile hedef arasındaki kanallara ise kitle iletişim araçları denildiğinde genellikle radyo, televizyon, gazete dergi ve benzeri yayınlar kastedilmektedir. Kitle iletişim ifadesi üzerinde durduğumuzda iletişim kelimesinin anlam bakımından tam yerine oturmadığı görülecektir. Bilindiği gibi Türkçe’de bir işin, oluşun ve hareketin birden çok kişi tarafından aynı anda ve karşılıklı olarak gerçekleşmesine işteşlik adı verilir. Bir fiile işteşlik kazandırmak için de işteşlik eki ‘ş’ getirilmektedir. İletiş fiilindeki yanlışlık, türetilme aşamasından kaynaklanmıyor. Yanlış, işteş olmayan bir işin işteş bir fiille adlandırılmasıdır. Televizyonda konuşan kişi ile seyirci arasında, gazetede yazan bir kişi ile okuyucu arasında aslında bir iletişim sözkonusu değildir. Ancak birincilerden ikincilere bir ‘ileti’ sözkonusudur. Bu yüzden ‘kitle- ileti araçları’ dense daha uygun olur. Ne var ki ‘galatı meşhur lügat-i fasihten evladır’ deyişi gereği bizim bu konuyu ele alırken ‘kitle iletişim’ ifadesini kullanmamızı zorunlu kılıyor.

Çatışma haberlerini manşete çıkararak, hedef kitlesinin çatışmacı yönünü körükleyen kitle-iletişim araçları, felaket ve çatışma haberlerini ilginç haber haline getirerek sunarlar: “
İki sade vatandaş, arazi anlaşmazlığı yüzünden başvurdukları mahkemede uzlaşırlarsa, bu olayı haber olarak gazetede göremezsiniz. Çünkü çatışma içermez, bu yüzden de ilginç değildir”

Kitle-iletişim araçlarından gazete ve televizyonu iki ayrı başlık altında inceleyerek konuyu daha bir somutlaştırmak istiyoruz.

Gazete Dili
Gazete, haberleri ve düşünceleri toplayan, derleyen, işleyen ve bunları başkalarına ileten yazılı kitle-iletişim aracıdır. Modern hayatta gazetenin önemli bir yeri vardır. Elektronik teknolojisindeki gelişmeler gazeteciliğe çok farklı bir boyut kazandırmıştır. Binlerce kilometre uzaklardaki olayları, gazetelerden her sabah gözlerimizi dünyaya açar açmaz evimizde hazır bulmaktayız. Modern insan olmanın gereklerinden biri kabul edilmektedir gazete okumak.

Kitle-iletişim araçları günümüzde siyasi iktidarları etkileyen en önemli güç haline gelmiştir. Bu sebeple siyasi iktidarlar kitle-iletişim araçlarını ellerinde bulunduran güçlerle iyi geçinmenin yollarını bulurlar. Bu gücün verdiği şımarıklıkla gazetecilerin büyük çoğunluğu, insanların en mahrem meselelerini dahi pervasızca teşhir edebilmekte, hatta bu pervasızlığını açıkça söylemekten de çekinmemektedirler. Bir gazete muhabirinin kendisini başka bir gazetenin muhabiri olarak tanıtıp bir eve izinsiz girmesi ve evdeki kızla yaptığı röportajı çarpıtarak vermesi; kendisine hadisenin çarpıtıldığını söylenmesi üzerine, ‘Ben istediğimi yazarım, bana kimse karışamaz’ demesi bunun en tipik örneğidir. Gazetelerin etik değerlere yaptıkları böylesi tahribatlara dikkat çeken iletişim bilimciler, gazetelerin sembolik dille gerçekleri çarpıttığını söylüyorlar. Gazetelerin haberleri halka sunuş biçiminin sadece sembollerle olduğunu ve bunu hatırlamakta halkın zorluk çektiğini belirten Sözen, bunun sebebini, gazetelerin maliyeti düşük tutma çabasının ve kitlelerin kin, nefret, üzüntü, öfke ve şiddet gibi duygularını harekete geçiren haberler yapmasının etkili olduğuna bağlamaktadır. Gazetelerde değişik sayfalara serpiştirilen haberler, yorumlar, fotoğraflar rasgele serpiştirilmemekte, önem derecesine göre yerleştirilmektedir.

Gazetelerdeki haberler ve ilanlar somut nitelikleri ile değil, soyut nitelikleriyle dile getirilmekte ve hayati önemi haiz olaylar karşısında insanlar duyarsızlaştırılmaktadırlar. Soyutlama dilinin okuyucuyu nasıl duyarsızlaştırdığını görmek için herhangi bir günün herhangi bir gazetesine bakmak yeterlidir. Alatlı, gazetelerdeki soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu şöyle örneklendiriyor: “Ölüm ilanlarında bir kadının ismine rastlarsan, mutlaka şu, şu şirketlerin sahibinin, yöneticisinin akrabası olduğunu bilirsin. Anglo-Sakson kültürünün ‘üç milyon dolarlık küprü’ efendim, ‘beş bin dolarlık saat’ gibi, eşyayı somut nitelikleri ile değil, takas değeri ile tanımlayan, somut niteliklerini marjinalleştiren ifadelerin Türkçe’ye yerleşmiş olması olayın vehametini anlatıyor. Daha geçen gün Milliyet Gazetesi’nde 500 milyon liralık sel felaketinden bahsediliyordu. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felaketzedelerin ızdıraplarından haber yoktu ! Bir başka belirti Nokta gibi dergilerin ‘bileşik zaman’ yani ‘soyutlama’ dilini benimsemiş olmalarıdır. Time’
ın, Newsweek’in dilidir. Yani, işte -miş gibi, -cekti gibi çekim eklerinin dili: ‘...ve adam kadını öldürecekti.’ Ya da ‘...Özal enflasyonun indirileceğinden bahsedecekti’, türünden olayların vehametinin üstünü örten, neredeyse kaçınılmaz olduğunu ima eden dil ! ‘Babam annemi 1974’te öldürdü!’ cümlesi ile ‘...babam annemi 1974’te öldürecekti’ cümlesinin farkını görüyorsunuz değil mi? İkinci ifade, olayın neredeyse doğal olduğunu ima etmiyor mu?” Gazetelerde kullanılan bu dille yine insanın felaketlere karşı duyarsızlaştırılması sözkonusudur. Bu da çevresindeki kötülüklere gücü oranında müdahale eden müdahaleci bir insan yerine, gücünün yettiği şeylere de elini uzatmayan pasif kişilikli bir insan ortaya çıkarmaktadır.

Radyo ve televizyonun yaygınlaşmasıyla gazeteler de iletişim değerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Televizyonla yarış içine giren gazeteler daha çok fotoğraf unsurunu ön plana çıkararak etkisini devam ettirmeye çalıştılar. Televizyonların görselliği, gazetelerin de mesajı bol fotoğraflı ve renkli verme eğilimini artırmıştır.

Habercilik görevini televizyona devreden gazeteler, lotaryacı ve magazin gazetecilik anlayışıyla yoluna devam etmektedirler. Bugün gazeteler manşetleri ile kitlelerin nabzını tutmayı başarabilmekte, bunun da ötesinde siyasi gücü yönlendirmekte, tehdit etmekte, bazen de iktidarı değiştirebilmektedir.

Televizyon Dili
19.yüzyılda insanların hayatına giren televizyon öyle değişikliklere yol açtı ki hayatı televizyondan önceki hayat- televizyondan sonraki hayat şeklinde ayıran iletişim -bilimciler bile çıktı. Günümüzde bir çok insan zamanının büyük bir kısmını televizyon karşısında harcıyor; geçmişe, bugüne ve yarına ait bilgilerin çoğunu televizyondan öğreniyorlar; siyasi tutum ve kararlarını televizyonun tesiri altında şekillendiriyorlar. Televizyonun insan hayatında yaptığı değişikleri dramatize ederek anlatan Martin Esslin, bütün insanların büyülenmişçesine saatlerce televizyon karşısında pasif alıcı olarak kalmasını, modern uyuşturucu ile uyutulması olarak değerlendiriyor. Televizyonun insanların hayat tarzları, kültürleri, alışkanlıkları ve zevkleri üzerinde büyük değişiklikler yaptığı bir gerçektir. “Televizyondan önce siyasal terör vardı; televizyonla birlikte siyasal terör yerini ruhsal ve diğer terör tiplerine terk etmiştir, diyen bir iletişim bilimci, televizyonu bir terör aygıtı olarak nitelendirmekte ve televizyonun sadece tüketen bir insan tipi yarattığını söylemektedir. Televizyon programlarını ağırlıklı bir şekilde oluşturan şiddet, seks çılgınlıkları, güç elde etme yarışı, uyuşturucu, cinayet, soygun ve tüketimi körükleyici nitelikteki programlar izleyicilerin şahsiyetleri üzerinde derin tahribatlara yol açmaktadır. Kitle iletişim araçları tek taraflı bir ileti bombardımanı ile müdahaleci insan yerine her şeye seyirci kalan seyirci insan tipini yaratmıştır. Aşırı enformasyon sonucu olaylara karşı duyarlılığı yok edilen insanların kişilikleri içe dönük bir hal almaktadır. İzleyicileri aynı zamanda zihin tembelleri haline getiren televizyonda kullanılan dil, bu noktada bizi ilgilendirmektedir. Televizyonun dili drama ağırlıklı olduğu için hayatın gerçeklerini adeta oyunlaştırır, oyunları da gerçekmiş gibi gösterir. Televizyon, ekranının çerçevesinde vuku bulan her şeyi bir sahneye ve üzerinde görülen ve işitilen her şeyi de birer imgeye çevirir.”

Dilin sonsuz ifade özelliği, televizyonla zayıflatılmış ve daraltılmıştır. Televizyonun daralttığı dil sanki biyolojik yaşama ve korunma için kendi aralarında bir alış-veriş ağı kuran karıncaların ve arıların dili gibidir. Televizyon tarafından haftalık davranış ve konuşma gündemi belirlenen kişi dilini, nesnel realite ile ruhsal derinliği arasında bir bağ kuran araç olarak nasıl kullanabilir? İnsanlar yığınla haber dinleyerek, hayatlarında bunların dedikodularını yaparak, televizyondan iletilen paket konuları hep bir ağızdan tekrar ederek nasıl düşünce üretebilirler? Televizyon kullandığı dil ve yansıttığı görüntü ile izleyiciyi illüzyona sokmakta ve bu yönü ile de insanı gerçeklerden uzak bir hayal aleminde yaşatmaktadır. Hülyaları hülya yapan, şuurlu kontrolümüzün dışında olmasıdır. Hülyaların cazibesi, zihnimizin önünde geçit yapan pasif biçimde ve zevkle teslim olduğumuz imajlarda yatmaktadır. Televizyondaki imajlar da aynı şekilde algılanmaktadır. Bu husus ekrandaki gerçekle kurgu arasındaki ayrımın bulanıklaşmasını izah eden televizyonun asli özelliğidir. Gerçekler dramatize edilince, insanlar da insani tepkilerini ortaya koyamamaktadırlar. Bu durum ise insan kişiliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Televizyonların en ciddi programları olan haberler bile drama dili nedeniyle ciddiyetini kaybediyor. Televizyon haberlerinde gerçekler yerine, üretilen saymaca gerçekleri seyrediyoruz.

Dekor, bir film planı çekiliyormuşçasına tasarlanmış. Haber boyunca karşımıza çıkan her aktör soyut bir içeriği aktaran oyun kişisine benziyor. Sanki illüzyona giriyoruz. Drama dilini kullanan televizyon, ölümü de seyirlik bir nesneye dönüştürüyor. Yangın yerini seyir yerine dönüştürüyor. Gerçek olay kurgusal bir vasıf kazanıyor. Gerçeği oyun gibi algılıyorsak, bize haber verilmiyor, haberin manipüle edilmiş içeriği aktarılıyor. Habere, haberi ileten söze egemen olan bir resimleme tekniği(her şeyi seyirlik nesneye dönüştüren) televizyonu kuşatmış durumda. Haber bu şekilde dramatize edilerek aktarılırken muhteva tamamen soyutlaşıyor ve gerçeklik değerini kaybediyor.

Televizyon, eğitim amaçlı kullanıldığı zaman çok etkili ve ucuz bir eğitim aracı olarak kullanılabilir. Bilhassa kontrollü kullanılırsa, çocuğun dil gelişiminde etkili bir eğitici araç olabilir. Sözle görüntüyü birleştirdiği için çocuğu kolay etkiler, kalıcı izler bırakır. Ancak televizyonda izlenenler süre bakımından kontrol edilmeli ve izleme sonrasında aile içinde program hakkında konuşulmalı; olumlu ve olumsuz yönleri değerlendirilmelidir. Bu yapılmadığı zaman televizyon bir işlevsizlik aracına dönüşmektedir. Kontrolsüz izlenen televizyon, izleyicinin düşünme ve akıl yürütme sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuk, hayalle gerçeği ayırt etmede zorlandığı için TV ekranında gördüğünü mutlak gerçek olarak benimser. Bulgular toplu olarak değerlendirildiğinde TV izlemenin çocuklar üzerinde saldırganlığı artırıcı nitelikte olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun başlıca sebebi ise sözlü ve görüntülü dilin şiddet içerikli olmasıdır.

Televizyon üzerine yapılan son araştırmalar, bu aracın hiç de masum olmadığını, okuma ve yazma kültürünü yok ettiğini ortaya koymaktadır. Görüntünün ön plana çıkarılıp fikirlerin içeriğinin geri plana atılması zorunluluğunun TV’nin doğasından kaynaklandığını söyleyen Postman, TV’nin okuma-yazma kültürünü geliştirmediğini; tersine, okuma-yazma kültürüne saldırdığını, TV’nin matbaanın değil, telgrafın ya da fotoğrafın başlattığı geleneğin devamı olduğunu belirtmektedir. Okuma kültürü ile seyretme kültürünün eğitim açısından etkililiğini karşılaştıran Potman, TV’nin çocukta hiç bir becerinin gelişmesine katkısının olmadığını ifade etmektedir: “Basılı sözcük, okuyucudan ‘doğruluk içeriğine’ tepkisel bir cevap vermesini gerektirir. Fakat resimler, gözlemcinin estetik bir tepki vermesini gerektirir. Resimler, aklımıza değil, duygularımıza seslenir. Bizden düşünmemizi değil, duyumsamamızı isterler. Rudolf Arnheim, resmin zihnimizi uyutma potansiyeline sahip olduğunu söyler. Ona göre iletişim, parmakla dokunularak başarılabildiği zaman ağız sessizce büyümekte, yazmak için el durmakta ve zihin büzülmektedir.” Saatlerce ağzı açık bir şekilde televizyonun karşısında çakılı kalan ve çevresindeki gerçek dünya ile iletişimini koparan televizyonkolik seyircileri hepimiz çevremizde sıkça görebiliyoruz. Televizyon öncelikle görsel bir araçtır. İzleyicinin bilincine egemen olan görüntüdür. İnsanlar TV’yi izlerler, okumazlar; hatta dinlemezler de. Onu sadece izlerler. İzledikleri şey, saniyede 1200 kadar çok farklı dinamik ve sürekli değişen resimlerdir. TV, anlamayı değil, algılamayı gerektirir. TV izlemek hiç bir beceri gerektirmez, aynı zamanda hiç bir beceriyi de geliştirmez. Reginald Damerall’
ın işaret ettiği gibi, ‘hiç bir çocuk ya da yetişkin, TV izlerken daha fazla TV karşısında kalarak daha iyi konuma gelmez. Gereken beceriler o kadar basittir ki henüz yeteneksizliğinden dolayı TV izleyemeyen bir çocuk duymadık. Gelişmiş ülkelerde okul çağına kadar olan dönemde çocukların TV seyretmeleri konusu pedagoglarca tartışılmaktadır. Prof. H. Heinrichs, TV’nin, okul çağı öncesi çocuklarda, çocuğun konuşma yeteneğinin gelişmesini sağlayan beynin sol tarafının gelişmesini engellediğini söylemektedir.

Kitle-iletişim araçlarında kullanılan dil, bu araçların muhataplarının şahsiyetlerini doğrudan etkilemektedir. Kitle-iletişim araçları varlıklarını sürdürebilmek için sürekli ilginç şeyleri ekrana yansıtıyorlar. İlginç görüntüler ise çoğunlukla çatışma içerikli haberlerdir. Kitle-iletişim araçlarının en etkili olanları ise gazete ve televizyondur. Haberlerin drama diliyle verilmesi, izleyicinin gerçekle kurguyu birbirine karıştırmasına yol açmaktadır. Sonuçta etrafında cereyan eden olaylardan gücünün yettiğine de müdahale etmeyen pasif ve içine kapalı kişilikler yaratmaktadır bu araçlar. Öte yandan şiddet sahnelerinin etkisiyle saldırgan bir insan tipi de yaratılmaktadır. Drama dili ile gerçekler dünyasından koparılan kişiler, kendilerine ve toplumlarına yabancılaşmaktadır.

Televizyonun büyülü ve büyüleyici bir dili vardır. Bugün bu büyülü dil, insanların yararına değil, zararına çalışıyor. Kelimelerin büyülü gücünü insanlığın yararına kullanacak olanlar ise dil ustalarıdır. İzleyicileri zihin, duygu ve davranış özürlü hale getiren televizyonun diline müdahale edip televizyonu insanlık üzerinde kötü bir efendi olmaktan çıkarıp iyi bir köle haline getirmek hususunda dilciler birinci derecede sorumludur.



Not: Yazılar konusundaki yorumlarınız için lütfen Yorum Yazın bölümümüzü kullanın.

Yazar : ŞÜKRÜ ÜNALAN
Son Güncelleme : 10 Şubat 2006, Cuma
Sayfa Sürümü : 1
Okunma Adedi : 26,069
Son Okunma : 2017-10-20 07:29:02
Kaynaklar : 1. DÖKMEN, Üstün; İletişim Çatışmaları ve Empati, Sistem Yay., İst., 1995.
2.NARLI, Mehmet; “Televizyon Dili”, Yeni Şafak, 9 Kasım 1995
3.ÖZDEK, Refik; Hedef TRT, Ekonomik ve Sosyal Yay., Ank., 1977.
4.SÖZEN, Doç Dr. Edibe; Medyatik Hafıza, Timaş Yay., İst., 1997.
5.AKDOĞAN, Yalçın, Görsel İktidar, İnsan Yay., İst., 1995.
6.AVCI, Nabi; Kitle Kültürü Enformatik Cehalet, Rehber Yay., Ank., 1990.
7.Alatlı, Alev; Viva La Muerte, Boyut Yay., İst., 1993.
8.KORKMAZ, Tamer; Yalan Haber Dosyası, Zaman Gazetesi Yay., İst., 1988.
9.ESSLIN, Martin; TV Beyaz Camın Arkası, Pınar Yay., İst., 1991.
10.BERGER, Arthur Asa, Çev: Yusuf Kaplan, , “Bir Terör Aygıtı Olarak Televizyon: Kuramsal Bir Yaklaşım Denemesi”, Enformasyon Devrimi Efsanesi, Rey Yay., Kayseri, 1991.
11.UÇANLAR, Sadık; “Oyun ve Haber”, Zaman, 15 Aralık 1995.
12.POSTMAN, Neil; Televizyon: Öldüren Eğlence, Çev: Osman Akınhay, Ayrıntı Yay., İst., 1994.
13.POSTMAN, Neil; Çocukluğun Yokoluşu, Çev: Kemal İnal, İmge Kitabevi, Ank., 1995.
14 UÇANLAR, Sadık; “Oyun ve Haber”, Zaman, 15 Aralık 1995..
15. SÖZEN, Edibe; “Basın Sembollerle Konuşuyor”, Zaman, 10 Ocak 1995.

Kitle İletişim AraçlarıKitle İletişim DiliEtkili İletişim Becerileri
© [Site Haritası]
| Makaleler | Seyir Defteri | Kaynaklar | İndirin | İletişim |

RSS dosyasını görmek için tıklayınız. RSS dosyasını görmek için tıklayınız.XML versiyonu için tıklayınız WAP versiyonu için tıklayınız Bu site DyNA İçerik Yönetim Sistemi üzerinde çalışmaktadır.
İsmail KIRBAŞ ile Tasarım Yolculuğu Anasayfa İsmail KIRBAŞ ile Tasarım Yolculuğu Anasayfa İsmail KIRBAŞ ile Tasarım Yolculuğu Anasayfa
ismail kırbaş ile web sitesi tasarimi sitemap ismail kırbaş ile web sitesi tasarimi sitemap
  Sitemizde 3 kişi çevirimiçi | Bugün =21 | Dün =154 | Bu Ay=4,654 | Günlük En Fazla=1,109 tekil ziyaretçi